Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

2. Dünya Savaşını Hiç Böyle Okumadınız!

2. dünya savaşı
1943 yılı 2.Dünya Savaşı’nın en şiddetli yıllarıydı. Amerika Hitler’in elinden nerdeyse bütün bilginlerini kaçırmıştı. Hitler belki de en büyük hatasını yaptı elindeki bilginleri kaybederek. Tabi Yahudi oldukları için. Einstein, Freud, Philedelphia deneyinin beyni Jessup Morris…

Hatta Einstein’e Israil kurulduğunda ilk cumhurbaşkanlığı bile teklif edildi. Ama araştırmaları yüzünden reddetti. Savaş yılları bilim adamlarına inanılmaz olanaklar sağladı. Tabi ölüm üretmeleri için. Hitler’in emrindekiler o kadar üstünlerdi ki, insan kopyalamadan gen mühendisliğine, kuantumdan V2 roketlerine ve düşünce okumaya kadar her işle uğraşıyorlardı. Zaten 2.dünya savaşında Almanların yaptığı tank, top denizaltı o kadar çoktu ki; bütün maden rezervleri dibe vurdu. Alman ekonomisi bu savasın yarasını pek kolay saramadı.

Verner Von Braun V2 denen roketleri geliştirerek İngiltere’ye havlu attırmıştı. Hitler’in bilginleri Avrupa’nın ortasından adaları V2′lerle dövüyordu. Hitler’in Yahudi düşmanlığı tüm bilginlerin kaçmasına neden oldu. Yahudileri fırınlayan Hitler inanılmaz bir katliamın mimari oldu. Ama bilinmeyenler de var. Metrolara doldurulup suyla boğdurulan Hazar Türkleri ve öz Alman Halkı… Hitler bu katliamı bilerek, isteyerek yaptı. Çünkü bugünün bilimine havlu attıracak bir şeyler biliyordu sanki. Büyük kitle kıyımlar çok büyük doğa felaketlerine neden olur diyordu. İklimleri altüst eder. Bu doğa ile onun beslediği canlılar arasındaki inanılmaz bir bağ. Hitler bu kıyımlarla istediği hava değişikliğini yarattı. Ama o çok sıcak beklerken korkunç bir soğuk oluştu. Moskova önlerindeki Alman ordusu soğuğa yenildi. Komutanlar kışı bahane edip çekilmek istemişlerdi.



19 Ocak 2013 Cumartesi

Kaybolmuş Uygarlıkların Yok Oluş Hikayesi

Geçmişi Unuttuk mu?


Kutsal kitaplarda anlatılan olayların dinsel bir öykü değil de, gerçek tarihi anlattığını hiç düşündünüz mü? Mitolojinin bir masal değil de, yaşanmış olayları naklettiği hiç aklınıza geldi mi? Hele Mars olayından sonra, bu konu daha bir önem kazandı. Son yılların flaş ismi arkeolog, tarihçi, antik diller uzmanı, sosyal bilimci Zecharia Sitchin, bu konuda yayınladığı bir dizi kitapla toplumu kökünden sarstı. Sitchin, İnsanlığın Nibiru adlı bir gezegenden gelen Annunaki insanları tarafından yaratıldığını ve geçmişte Mezopotamya´da dev bir uygarlığın kurulmuş olduğunu ve Tufan´a neden olduklarını ileri sürerken, Daniken´e hiç benzemiyor ve bir bilim adamı kimliği içersinde çok ciddi arkeolojik kanıtlar da gösteriyordu.
Kısacası Sitchin´e itiraz etmek zordu. Size Sitchin olayını her yönüyle iletmek istiyoruz, bu sayıda Sitchin´i ve kuramlarını, gelecek sayıda da karşıt görüşleri okuyacaksınız. Eğer Sitchin buluşları doğruysa, İnsanlığın tüm çehresi değişebilir, kısacası oturup yeni bir tarih yazabilir ve inançlarımızı yenilemek zorunda kalabiliriz.
Geçen iki yıl içersinde, dünyanın bilinmeyen tarihi ve geçmişin unutulan olayları konularında dikkat çeken en önemli isim Zechariah Sitchin´di; Sitchin “Dünya Tarihleri/Zaman Çizelgesi” adlı kitabında çarpıcı iddialarda bulundu ve şöyle diyordu; “…mitoloji bir hayal değildir, fakat eski hatıraların saklandığı bir hazinedir; Kutsal Kitaplar bilimsel ve tarihsel bir döküman olarak harfi harfine okunduğu takdirde, hayal edilenden daha eski ve büyük uygarlıklar varlıkları anlaşılacaktır. Mitoloji, “Cennetten Dünyaya Gelen Kişi”, yani mitolojik bilge Anunnaki tarafından Dünyaya verilen bilginin sonucudur. Geçmişte varolan ve unutulan 12. Gezegen, Anunnaki´nin ev gezegenidir. Geçmiş sayısız gizemli anıyla doludur, bunların unutulmuş olmaları yok ya da hiç olmadıkları anlamlarına gelmez. Uzak geçmişte, dünya başka canlılar tarafından kullanılmış bir yerdir; Mısır Piramitleri iniş alanlarının fenerleridirler, Sina Yarımadası 4.000 yıl önce tanrılar savaşında yok edilen özel bir üstür; insanlar ve tanrılar binlerce yıl önce büyük bir savaşı başlatmışlardı. Dünyaya uzaydan bakıldığında, nükleer dev savaşın izleri görülebilir. Yale Üniversitesi tarafından da tanımlandığı gibi İnsanlık kaybolan uygarlığının küçük bir dilimini ancak 2.000 yılda keşfedebilmiştir. Sümer yazıtlarında ve Kutsal Kitaplar´da anlatılan tüm uygarlıklar, çok daha eski bir uygarlığa bağlı olduklarını belirtirler…
Zecharia Sitchin, Yakın Doğu tarihi ve arkeolojisi uzmanıdır, Eski Ahit (Tevrat ve Zebur), Sami ve Avrupa dilleri, modern ve eski İbrani dili konularında eğitim almış ve Londra İktisadi ve Siyasal Bilimler Okulu´nda öğrenim gördükten sonra Londra Üniversitesi´nden mezun oldu. Uzun yıllar gazetecilik ve yazarlık yaptıktan sonra şimdi New York´da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor. Sümer dilini anlayan ve okuyan nadir bilginlerden biridir, yeni çalışmaları Yakın Doğu´daki eski uygarlıklar tarafından yazılan kil tablet metinlerle ilgilidir; bu alanda aradığı çok daha eski uygarlıklardır. Sitchin´in kitapları körler için yazılan Braille alfabesine bile çevrilmiş, sayısız radyo ve tv programlarında tartışılmıştır. Sitchin´in “Dünya Kronolojisi” adlı kitap serisi mitolojinin kökeni olarak kabul edilebilir, bir hayal ürünü değildir çünkü geçerli ve sağlam kaynaklara dayanmaktadır, yazar bunlara “Antik Anılar” demektedir. Tevrat ve İncil dinsel bir metin olarak değil, tarihsel/bilimsel bir döküman olarak okunmalıdır, antik büyük uygarlıkların kökeni dünyadışıdır.

Piramitler Nasıl İnşa Edildi

       Bir piramit inşa etmenin ilk adımı, uygun bir arazi bulmaktı. Bu arazi Nil’in batı kısmında olmalıydı çünkü batı, güneşin battığı yerdi ve ölülerin ‘Yeraltı Dünyası’na geçiş yaptıkları yer olarak düşünülürdü. Ayrıca piramit, Nil’in taşma zamanlarındaki selin tehlikesinden uzakta, yüksek bir yerde kurulmalıydı.

        Fakat yataktan çok ta uzakta olmamalıydı çünkü nehir, Nil’in diğer tarafındaki Tura’dan dış muhafaza için iyi kalitede kireç taşı taşınmasında kullanılırdı. Arazi seçimi çöl platosunun öyle bir noktasında olurdu ki, çatlama riski olmadan piramidin muazzam ağırlığını taşıyabilecek sağlam kaya tabanı sağlardı. Ayrıca merkeze az uzaklıkta olurdu böylece, kral ne zaman isterse gidip inşaatı teftiş edebilirdi.



Ünlü matematikçiler

Arkhimedes (Arşimet) M.Ö. 287-212 Eski Yunanlı matematikçi Suyun kaldırma kuvvetini buldu. Bir parabol problemini çözerken sonsuz küçükler hesabına yaklaştı. Bu nedenle birçok matematik tarihçisine göre integral hesabın kaynağı Arkhimedes'tir.
Anaxagoras (Anaksagoras) M.Ö. 500-428 Eski Yunanlı matematikçi Yaşadığı dönemdeki yaygın kanının aksine, gök cisimlerinin Dünya ile aynı yapıda olduğunu, söyleyerek tepki çekmiştir. Çünkü o dönem Güneş'in Tanrı olduğuna inanılıyordu. Felsefede “ana madde” ve “ilk hareket ettirici neden” öğretilerinin sahibidir.
Auguste Comte (Ogüst Komt) 1798-1857 Fransız matematikçi Sosyolojinin babası…
Augustus De Morgan (Ogüst Dö Morgın) 1806-1871 İngiliz matematikçi Mantık konusunda geçen De Morgan kurallarını bulmuştur.
Alfred North Whitehead (Alfred Nort Vaythed) 1861-1947 İngiliz matematikçi Bertrand Russell'la birlikte Principia Mathematica (Prinsipya Matematika) adlı kitabı yazdı.
Arthur Cayley (Artur Koyli) 1821-1895 İngiliz matematikçi “Temel Eliptik Fonksiyonlar” kitabının yazarı…
Augustin Louis Cauchy (Agustin Lui Koşi) 1789-1857 Fransız matematikçi Cauchy-Riemann denklemleri, Cauchy teoremi ve Cauchy integral formülüne imzasını attı.
Adrien Marie Legendre (Adriyen Mari Lejand) 1752-1833 Fransız matematikçi “Eliptik Transandantlar Kuramı” adlı inceleme kitabının yazarı…
Ali Kuşçu 1403-1474 Türk matematikçi Osmanlı medreselerinde müderrislik yapmıştır. Matematik yanında astronomi konusunda da uzmandı.
Ali Nesin 1956-? Türk matematikçi Aziz Nesin'in oğlu… “Matematik ve Korku” kitabının yazarı… Üç ayda bir yayınlanan “Matematik Dünyası” dergisini çıkarıyor. Türkiye'nin sayılı matematik profesörlerinden olup halen Bilgi Üniversitesi matematik bölüm başkanlığı ve Nesin vakfı yönetim kurulu üyeliği görevini yürütüyor.
Blaise Pascal (Blez Paskal) 1623-1662 Fransız matematikçi Binom açılımındaki katsayıları veren Pascal üçgenini buldu. Mekanik bir hesap makinesi tasarladı.

Kısaca Mustafa Kemal Atatürk (Özet)


Kısaca Mustafa Kemal Atatürk (Özet)

Mustafa Kemal, Şapka Devrimi sırasında Kastamonuda (1925)

Mustafa Kemal, 1881 yılında, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı bir vilayet olan Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Babasını küçük yaşta kaybettikten sonra ilkokulu Selanik'te Şemsi Efendi Mektebi (İlkokul)'nde okudu. Öğrenimini Selanik Askeri Rüştiyesi(ortaokul) ve Manastır Askeri İdadisi(Lise)'nde sürdürdü. 1899'da girdiği İstanbul Harbiye Mektebi'ni 1902 yılında piyade teğmeni rütbesiyle, Harp Akademisi'ni de 1905'te kurmay yüzbaşı rütbesiye bitirdi.

Mustafa Kemal, 1905 yılında Şm'da 5. Ordu'da, 1907'de Makedonya'daki 3. Ordu'da görevlendirildi. Manastır ve Selanik'te görevli iken 1909'da İstanbul'daki (31 Mart Vak'ası) ayaklanmayı bastıran Hareket Ordusu'nda görev aldı ve ayaklanma başarıyla kısa sürede bastırıldı. Arnavutluk isyanını bastırma harekatına katıldı. 1911'de İtalya'nın Trablusgarp'a asker çıkarması üzerine Tobruk'a gönderildi. Tobruk ve Derne'de Türk Kuvvetlerini başarı ile yönettikten sonra binbaşı rütbesiyle 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşı'na katıldı; Edirne'yi Bulgaristan'dan geri alan kolorduda görev yaptı. 1913-1915 yıllarında Sofya'da ataşe olarak bulundu. Birinci Dünya Savaşı'nda, 1915'te, 19. Tümen Komutanı olarak Çanakkale Savaşı'na katıldı. Gelibolu'da düşman saldırılarını başarı ile durdurdu; "Anafartalar Kahramanı" olarak ün kazandı.

Selçuklu Hükümdarı Alparslan

Selçuklu Hükümdarı Alparslan

Selçukluların ikinci hükümdarıdır ve Malazgirt Savaşı’nda Bizanslıları yenip Türklerin Anadolu’ya yerleşmelerini sağlayarak Türk tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. Selçuklu Devleti’nin kurucularında Horasan Valisi Çağrı Bey’in oğlu ve Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in yeğeni olan Alparslan, bu devletin kuruluş dönemindeki güç koşullarda yetişti. Tarih yazarların çok yiğit bir savaşçı olarak tanımladıkları hükümdar çok küçük yaşta ata binip kılıç kullanmayı öğrendi. İlk geçlik yıllarında katıldığı savaşlardaki başarısı ile dikkati çekti ve babası ölünce yerine Horasan Valisi oldu.

Tuğrul Bey 1063’te ölünce Selçuklu ülkesinde taht kavgaları başladı. Oğlu olmayan Tuğrul Bey Alparslan’ın kardeşlerinde Süleyman’ı kendisine veliaht seçmişti. Nitekim hükümdar ölünce veziri Kunduri, veliaht Süleyman’ın sultanlığını ilan etti. Ama bir yandan Alparslan, öte yandan yeğeni Kutalmış ile amcası İnanç Yabgu sultanlığın kendi hakları olduğunu savunarak bu karara karşı çıktılar. Türk beylerinin ve Selçuklu hanedan üyelerinden çoğunun desteklediği Alparslan kardeşi, amcası ve yeğenini yenerek 1064’te hükümdarlığını ilan etti. Bu kez de kardeşi Kavurd ve öbür akrabalarından bir bölümü Alparslan’ın sultanlığını tanımayarak ayaklandılar. Alparslan bu ayaklanmaları kısa sürede bastırdı ve Horasan Valiliği sırasında danışmanı olan Nizamülmülk’ü kendisine vezir yaparak ülkede düzeni sağladı. Alparslan tahta çıktığında Selçuklu Devleti’nin toprakları İran, Horasan ve Afganistan (Toharistan) ile sınırlıydı. Yalnızca dokuz yıl süren kısa saltanatında ülkesinin sınırlarını genişleten Alparslan’ın hükümdarlığı Selçukluların güçlenme ve yayılma dönemidir.

Karamanoğlu Mehmet Bey

Karamanoğlu Mehmet Bey ve Dil Devrimi

Karamanoğlu Mehmet Bey Karamanoğulları’nın ikinci beyi Kerimü’d-din Karaman’ın oğludur. Doğum tarihi belli olmayıp ölümü 1280’dir. Mehmet Bey askerî ve idarî yönden bilgili bir devlet adamı idi. Bilim adamlarını etrafına toplayıp onlara büyük önem vermiştir. Dil Devriminde Atatürk’e ilham kaynağı olmuştur.

XIII. yüzyıl ortalarında Selçuklular, genellikle edebi dil olarak Farsçayı, devlet işlerinde Arapçayı kullanırlardı. Halk ise öz dilleri olan Türkçeyi kullanıyordu. Mehmet Bey millet olarak birlikte yaşamanın ilk şartı olan dil birliğinin sağlanmasının gerekliliğine inanıyordu. Bu birliği gerçekleştirmek için Toroslar üzerinde yaşayan bütün Türkmen boylarını çevresinde toplayarak bir ordu oluşturdu.

“Şimden gerü hiç gimesne divanda, dergahda, bergahda ve dahı her yerde Türk dilinden özge söz söylemeye.” 13 Mayıs 1277

“Bugünden sonra divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”

Üzerine gönderilen Selçuklu ve Moğol kuvvetlerini büyük bir yenilgiye uğratarak Konya’ya girdi. Burada yaşayan Selçuklu Türkleri, Karamanoğulları ile birlik oldular.

Mustafa Kemal Atatürkün Savaştığı Cepheler

Mustafa Kemal Atatürk 1. Dünya Savaşında 3 farklı cephede savaşmıştır. Bu cepheler Kafkas, Çanakkale ve Suriye-Filistin cepheleridir.

1 – Kafkas Cephesi

Cephenin Açılma Nedenleri :
1. İttihatçıların Orta Asya’daki Türkleri birleştirme ve Hindistan’a kadar toprakları genişletme isteği.
2. Almanların Bakû petrollerini ele geçirmek için Osmanlı’yı kışkırtması.
3. Rusların Doğu Anadolu’ya saldırmasıyla mücadele başlamıştır (1 Kasım 1914).
4. Enver Paşa Sarıkamış’ta Ruslara karşı cephe açmıştır.
5. 90.000 asker Allahuekber Dağları’nda soğuktan donarak şehit olmuştur (Sarıkamış Faciası).
6. Ruslar, Doğu Anadolu’yu işgal etmiştir.
7. M. Kemal Muş ve Bitlis’i Ruslardan geri almıştır (1914).
8. Rusya’da Bolşevik İhtilali çıkmıştır (1917).
9. Rusya Brest Litowsk Antlaşması ile I.Dünya Savaşı’ndan çekilmiş; Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı Devleti’ne bırakmıştır (3 Mart 1918).

2. Çanakkale Cephesi

Cephenin Açılma Nedenleri :
1. İtilaf Devletleri’nin Rusya’ya yardım göndermek istemesi.
2. İtilaf Devletleri’nin Boğazlar’ı ele geçirerek, Osmanlı’nın İttifak Devletleri ile bağlantısını kesmek ve Osmanlı’yı saf dışı etmek istemesi.
3. İtilaf Devletleri’nin Balkan devletlerini yanlarına çekmek istemesi.
4. Osmanlı’nın Kafkas ve Kanal cephelerinden çekilmesinin sağlanmak istenmesi.

11 Ocak 2013 Cuma

Osmanlı Devletinde Fikir Akımları

Osmanlı Devletinde Fikir Akımları

Osmanlıcılık
*Fransız İhtilali’nden sonra etkili olan milliyetçilik (ulusçuluk)jdüşüncesine karşı ortaya çıkmıştır.
*“Din, dil, ırk farkı gözetmeksizin Osmanlı sınırları içinde yaşayan herkes Osmanlı vatandaşıdır” fikri esas alınmıştır.
*Azınlıkların devlete bağlılığını artırarak Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünün korunması amaçlanmıştır. Bundan dolayı Mebusan Meclisi’nde azınlıklar da yer almıştır.
*Genç Osmanlılar Cemiyeti tarafından savunulmuştur.
*Ulusçuluk hareketlerinin güç kazanmasıyla beraber etkinliğini kaybetmiştir.
*Balkan Savaşları, bu fikir akımının önemini yitirdiğinin en önemli göstergesidir.

İslamcılık (Ümmetçilik – Panislamizm)
*Ülkenin bütünlüğünü korumak amacıyla “Hangi milletten olursa olsun bütün *Müslümanların halifenin etrafında toplanmasının gerekliliği” ilkesi esas alınmıştır.
*II. Abdülhamit devrinde, I. Meşrutiyet’e son verilince uygulanmaya başlanmıştır.
*Osmanlı dışındaki Müslüman toplumların sömürge durumundan kurtarılması amaçlanmıştır.
*I. Dünya Savaşı’nda Arapların ingilizler’le işbirliği yapması, islamcılık düşüncesinin gereken etkiyi gösteremediğinin ve milliyetçiliğin önem kazandığının göstergesidir.

Türkçülük (Pantürkizm – Turancılık)
*“Devlet ancak dili, dini, soyu ve ülküsü bir olan toplumla ayakta durabilir” düşüncesine dayanır.
*Amaç, Türk birliğinin (Turancılık) kurulmasıdır.
*II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından iç ve dış politikada uygulanmıştır.
*Türkçülük, Yeni Türk Devleti’nin temel ideolojilerinden biri olmuştur.

Batıcılık
*İlk olarak askeri alanda başlayan Batılılaşma hareketi, II. Meşrutiyet döneminde bir düşünce akımına dönüşmüştür.
*Batıcılar, Osmanlı Devleti’nin ancak Avrupa tarzı kurumlarla yıkılmaktan kurtarılabileceğini savunmuşlardır.
*Batıcılık, Yeni Türk Devleti’nin temel ideolojilerinden biri olmuştur.

Adem-i Merkeziyetçilik
*Merkezi yönetimin bazı yetkilerinin yerel yönetimlere bırakılmasını savunmuştur.
*Federatif bir yönetimin kurulmasını ileri sürmüştür.

KANUNİ VE HÜRREMİN AŞK DOLU MEKTUPLARI

Yüzümü yere koyup* mutluluk sığınağı ayağınızın topraklarınızı öptükten
sonra* benim devletimin güneşi ve saadetimin sermayesi sultanım* eğer
bu ayrılık ateşine yanmış* ciğeri kebap* sinesi harap*gözleri yaş
dolu* gecesi gündüzü belirsiz olan* hasret deryasına gark bi-çare*
aşkınız ile müptela* Ferhat ile Mecnun'dan beter şeyda kölenizi sorarsanız;
ne zamandır ki sultanımdan ayrıyım* bülbül gibi ah u feryadım dinlemeyip*
ayrılığınızdan dolayı öyle bir halim var ki* Allah* kafir olan kullarına
dair vermesin.

Benim devletim* benim sultanım* özellikle* bir buçuk ay olduğu halde
sizden bir haber gelmemesi yüzünden* Allah biliyor ki * hiçbir şekilde
rahatlık yüzü görmeyip* gece gündüz ağlayıp* kendi hayatımdan el çekip*
cihan gözüme dar oldu. Ne yapacağımı bilmeden ağlayıp gözyaşları içinde
gözüm kapıları gözlerken* ol ferdü rabbü'l alemin* aleme rahmet eden
subhan-ı Yezdan* cümle aleme inayet nazarın edip* fetih haberi ve
müjdeli haberlerini yetiştirdi. Ve bu haberi işitince Allah biliyor
ki* benim padişahım* benim sultanım* ölmüş idim taze can buldum.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Muhteşem Türklerin Okçuluk Kabiliyeti



Muhteşem Türklerin Okçuluk Kabiliyeti

Türklerde okçuluğun ve özellikle atlı okçuluğun önemi tarih öncesi zamanlara kadar uzanır. Yaklaşık M.Ö. 5000'den itibaren Altay ve Tanrı Dağları ve çevresinde ortaya çıkan, daha sonra da İç Asya’ya tamamen egemen olan "Atlı Bozkır Kültüründe" atlara ve okçuluğa büyük önem verilmektedir. Tarihteki Türk atlı okçuları, dört nala giderken eyer üstünde dönüp arkaya ok atarak hedefe tam isabet ettirme ustalıklarıyla tanınmışlardır. Uluslararası literatürde "Part Atışı" olarak isimlendirilen at üzerinde geriye doğru yapılan ok atışının en başarılı ve en ünlü uygulayıcıları Türkler olmuşlardır. Türk kahramanı Tarkanların tolgalarına şahin tüyü takma hakkı yalnızca Part atışını başarılı bir şekilde uygulayabilenlerine verilmiştir.